top of page

Yalnız.
Yapayalnız öleceğim.
İştahım yok, istemiyorum kanla yoğrulmuş bir dilim beden.
Ne de soğuk, rutubet kokulu çay akan gözlerinden.

​

Git işte, ben “gel” demeden.
Sen istedin diye geldiğin gibi,
Sen istiyorsun diye de git şimdi.
Pişmanlıklarını al, yaralarını da.

​

Koy beni bu tabuta, günahlarımla.
Kör karanlık gecede arpa taneleri yağarken gökten,
Üşüten utancım — sakladığım yüzüme vuran sokak lambası.
Sen ölürken, “bana neredeydin?” diye soran,
Söner içimde yanan onlarca organ.

​

Annem giderken ben defalarca seslendim, faydasızdı.
Bu defa sustum sen giderken.

​

Pis bir koku, içinden gelen;
İçimin almadığı bir yalnızlıktan kalan.
Bir ada çekilen sularından doğan,
Adada ben — susuzluğundan boğulan.

​

Şimdi bir ceset bedenim,
kaybettiği ruhuna hasret.
Günahların bedeli sorulurken bir bir,
Ağlamak bu pisliğe yağan bir temizlik.

​

Bir şey olur, sen de ağlarsan çok.
Yalnızlığa sarıl.
Kimsesizliktir insanı müreffeh* yapan.

 

* Zenginlik, refah, ihtiyaçsız

26 Aralık 2020 – 19:32

​
 

bottom of page