

“Fark etmek nasıl var etmekse, yok etmektir de.”
Farkındalık, insanın kendine sorduğu en yalın ama en derin soruyla başlar:
“Şu anda ne yaşıyorum?”
Bu soru, zihnin karmaşasından bir adım geri çekilip düşünceleri, duyguları ve bedeni izleyebilme halidir.
Geçmişin ağırlığından ve geleceğin belirsizliğinden sıyrılıp, dikkati şimdiye davet etmektir.

Şu anda ne hissediyorum?
Zihnimden neler geçiyor?
Bedenim bana ne söylüyor?
Farkındalık, bu soruların yanıtlarını ararken hiçbirini yargılamamayı gerektirir. Düşünceler, duygular ve bedensel duyumlar; iyi ya da kötü olarak etiketlenmeden, sadece gelip geçen deneyimler olarak görülür. Çünkü her biri, yaşamın doğal ve geçici parçalarıdır.
Bu yaklaşımın özü kabullenmedir.
Hiçbir düşünce bastırılmaz, hiçbir duygu reddedilmez. Onlarla savaşılmaz, onlardan kaçılmaz. Sadece var olmalarına izin verilir.
Ve tam da bu izin anında bir dönüşüm başlar.
Olumlu ya da olumsuz tüm deneyimler kabul edilip serbest bırakıldıkça, insanın içsel alanı genişler. Endişe, üzüntü, kaygı ve öfke gibi zorlayıcı duygular hâlâ vardır; ancak artık yönetilemez değil, gözlemlenebilir hale gelir.
Fark etmek, yalnızca olanı görmek değildir.
Aynı zamanda onun üzerimizdeki etkisini dönüştürmektir.
